Strawberry Son Elveda : YSL ve Scott Barnes

Başlık pazarlardaki sebze-meyve tezgahlarındaki yazılara benzedi.


Kış sonunda Mandalina Son Elveda veya yaz sonunda Bamya Son Elveda yazılır ya hani...



Biliyorsunuz artık yurtdışından kozmetik alışverişi yapamayacağız tamamen yasaklandı. Strawberry' nin %75 indirimleri falan bizi ilgilendiremeyecek bundan sonra. Diğer alışverişlere ise kısıtlama getirildi. Demek oluyor ki zaten üzerine dünya kadar kar konulup satılan kozmetik ürünleri bundan böyle daha da zamlanacak, nasılsa yurtdışından getirtemeyecağiz. Yine mantığı doğru düzgün açıklanamayan bir yasakla daha karşı karşıya kaldık.


Neyse, bu olayın tam patlak verdiği gün benim strawberry' den verdiğim son siparişim gelmişti. İndirimli ürünlerden almıştım:


-YSL Teint Majeur fondöten (4 numara)


30 ml olarak kavanozda bir ürün, yanında minik fırçası da geliyor. Sürümü kolay, kapatıcılığı orta ama benim kupkuru cildime uygulayabilmem için baya bir nemlendiricinin ardından kullanmam gerekiyor. Ama genel olarak güzel. Fiyatı 37 liraydı.



-Scott Barnes allık paleti (brandywine)


İçinde üç farklı renk allık olan bir palet. Özellikle bronz tonda olan çok güzel duruyor. Bunun da fiyatı 19.90 liraydı.





Bu arada cildimdeki rosacea ilaç kullanmadığım için devam ediyor. Inlight ürünleri bana gönderilirken de söylendiği gibi ancak antibiyotik tedavisiyle iyileşmiş ciltte tekrar antibiyotikli kremler kullanılmamasını sağlıyor. Ama benim cildim zaten ilaç kullanmadığım için azdığından bu ara o ürünler de iyi bir nemlendirici olmaktan öteye geçemiyor. Makyaj ürünlerini de artık çok kullanmadığım için (ancak haftasonunda) cildime nefes de aldırıyorum ama bir işe yaramıyor.



Geçen gün araştırırken rosacea tedavisinde kullanılan maddeleri buldum. Kendimi kobay olarak kullanıp bitkisel yöntemlerle geçirmeye çalışacağım.


-Elma sirkesi : Bazı kaynaklarda içilmesi tavsiye edilmiş ama ben sulandırıp tonik olarak kullanmaya başladım.


-Yeşil çay ve papatya özü : Bu maddeleri içeren kremlerin ciltteki yanmayı durdurduğu ve kabarıklıkları azalttığı yazılmış. Böyle bir krem yapma niyetindeyim.


-Azelaik asit : Bu madde araştırmalara göre yukarıdakilerden daha az oranda iyileştiriyor ama doktorların verdiği antibiyotik kremlerde olan bir madde.


-Çemen otu, kuşburnu çayları : Bu çayların da içildiğinde içten cildi kuvvetlendirdiği yazılmış. Çemen otunun ayrıca süt arttırıcı özelliği de var.



Dediğim gibi kendime bu bitkisel formülleri uygulamaya başladım. Ama daha çok yeni, eğer iyi bir sonuç alırsam mutlaka paylaşacağım.

Eskilerden : Gri Sivri Omuzlu Elbise

Dün evlilik yıldönümümüzdü. Bu aralar çok yakınımızın yaşadığı üzücü bir olaydan dolayı hepimiz çok üzgündük aslında dışarı bile çıkmayacaktık. Sonra karar değiştirdik, sonuçta hayat devam ediyor. Onlara moral verebilmemiz için bizim daha iyi olmamız lazım diye düşündük. Niloş' u babaannesine bırakıp yemeğe gittik.

Bebeği bırakıp başbaşa bir yerlere gitmek çok iyi geliyor ama hala alışamadım. Babaannesinin çok iyi bakacağını bilsem de mutlaka telefon açıyorum ne yapıyor diye. Aman beslenme saati değişmesin, zamanında uyusun gibi uyuz anne talimatları veriyorum. Sonra da kendime kızıyorum, neyse alışacağım herhalde.



Bu elbisemi hatırlayanlar olacaktır iki sene önce dikmiştim. Bu aralar yeni şeylere çok vakit ayıramadığım için dönüp dolaşıp eskilere geliyorum. Bu elbiseyi de hala sevdiğim ve rahat ettiğim için çıkardım dolaptan. Boynumdaki -eşimin deyimiyle- avize kolye H&M' den kış başında almıştım. Ayakkabılar Türkiye' deki mağazalarını kapatıp giden rahmetli Peacocks' tan.

Uzun zamandır makyaj falan da yapmıyordum, dün bahaneyle yapmış oldum. Flormar' ın turuncu terracotta farını çok seviyorum sıcak bir renk. O farın dışında pek de birşey yok aslında yüzümde; biraz fondöten, rimel ve biraz parlatıcı sadece.

Bu da Niloş' u uçarken yakaladığım an, o kadar hareketli ki kucağımdayken ona mukayet olmak artık çok zor.

Açık Kahve+Lila Anvelop Elbise


Beni twitter' dan takip edenler bilirler, geçen günlerde bir çizim yapmış onu yayınlamıştım. Temel olarak asimetrik bir anvelop elbise düşünmüştüm. İki renkli olacaktı. Bunun için çok önceden çıkarıp kullandığım ve dosyaladığım Burdastyle' ın Desira anvelop bluz kalıbını kullandım.  (Burada kalıbı bulabilirsiniz. Ben indirirken ücretsizdi şimdi ücretli yapmışlar maalesef) Kalıbın kollarını biraz uzatıp hafif düşük kol yaptım. Boyunu ise elbise olarak ayarladım. İki ayrı ön parça kestim. Sol ön parçada etek yana doğru uzarken sağ ön parçada etek kısmı farklı renk ve tek boyda oldu. Arka kalıp da buna uygun olarak etek kısmı farklı renk ve bir yana uzayan bir model oldu. (Çizimin tam tersi olarak düşünmeniz lazım, dikerken öyle oldu :)


Kalıbı hazırladıktan sonra açık kahve ve lila ince pamuklu kumaşlardan biçkiyi yaptım ve taslağı diktim. Taslak böyle bir şey oldu :



Yaka kenarına evde bulduğum koton biyeden geçirdim. Elbiseyi hareketlendirmek için anvelop dönen kısma kemerin altından başlayıp sol ön ve arka parçanın etek ucuna lila ince tülden fırfır ekledim.





Daha önce fırfır yapımını anlatmıştım. Makinenin tansiyonunu en düşüğe (0 veya 1) dikiş uzunluğunu ise en büyüğe (5) getirip dikiş yaptıktan sonra alt ipi çekerek kumaşı büzüyordum önceden. Ama şimdi başka bir teknikle yapıyorum. Makinenin tansiyonunu en yükseğe (9) dikiş uzunluğunu ise normal tutup (3-4) yavaş yavaş dikiyorum, böylece kumaş kendiliğinden büzülmüş oluyor. Yalnız ince kumaşlarda (benim kullandığım tül gibi) tek katta sonuç alamayabiliyorsunuz, iki kat kumaşla deneyin.



Elbise daha bitmedi gördüğünüz gibi. Kol ağızları yapılacak, arka parça ile sağ ön parçanın birleşimi düzeltilecek. (biri kısa biri uzun duruyor dikkat ederseniz) Sağ ön parçanın eteğine tül eklenecek. Bir de belki yaka açıklığından ve kumaşın iç göstermesinden dolayı bir iç elbise dikmem gerekebilir.


Bebek Uyku Tulumu



Bir önceki yazımda Nil' e uyku tulumu dikmek istediğimden bahsetmiştim. Önce Burda' nın mart sayısındaki kalıbı çıkarıp bir uyku tulumu diktim. Yana fermuar koydum, kol ve yakaya biye geçirdim. Ama iş çıt çıta gelince çuvalladım :) Aslında terzime gidebilseydim ziyan etmeyecektim ama evde yapmak isteyince olmadı.



Ben de paşa paşa yeni bir uyku tulumuna başladım. Bu sefer dışa fuşya, astara ise sarı penye kullandım. Önceki denemeden dersimi alıp ortadan fermuarlı yaptım bu sefer. Fermuarın başlangıcına da üçgen bir parça koyarak bu kısmın çeneyi tahriş etmesinin önüne geçmek istedim. (Nil' in cildini fermuarlar çok tahriş ediyor :(

Kol ağzına sarı penyeden kalın biye geçirdim. Son olarak da süsleme için çeşitli boylarda kalpler kesip bunları uyku tulumunun üzerine diktim.

Şu an çok büyük ama yine de giyebiliyor. Sanırım 1-1,5 yaşına kadar giyebileceği bir şey oldu :))

Haftasonu


Cumartesi günü kızımın arkadaşının doğumgünü vardı, büyük bebekler dansedip oynarken bizimki kalabalıktan ve gürültüden yorulup sızdı :) Evde hep yalnız olduğumuz için çok kalabalık ortamlarda şaşırıyor, büyük ihtimalle yorulup uyuyor. O uğultu ninni gibi geliyor da olabilir.

Leopar botlarını giydi o gün. Tahmin ettiğim gibi bileğine diktiğim lastiklerle düşmeden ayağında durdu.

Bunlardan renkli baharlık dikmek istiyorum şimdi, bir de acil uyku tulumu çünkü uyurken üzerinde hiçbir şey tutmuyor.

Niloş' la Günler



Yine duraksama dönemine girdim bu aralar. Bir şeyler yapmaya başlıyorum ama bir türlü sonunu getiremiyorum. Yemekler son on dakikada jet hızıyla yapılıyor, etraf toplama zaten tek elle. Ama gün içinde kendime yarım saat-bir saat mola veriyorum, bebeğimi de yanıma alıp el ele tutuşup beraber uyuyoruz. Genelde o uyuyor ben onu seyrediyorum.

Aslında yazacağım yazılar ve vereceğim güzel bir haber var ama daha zamanı olduğu için kesinleşinceye kadar bekleyeceğim.

Neyse Nil' e geri dönersek bu ara kıyafet krizindeyiz; kıyafetlerinin birçoğu küçük, evdekilerin bazıları ise büyük geliyor. Türk markalarının 3 ayları küçük, mothercare' in 3-6 ay tulumu büyük mesela. Özellikle pijama olarak giydiği tulumlar günde birkaç kez değişebildiği için yetmiyor. En son LcWaikiki' den bu fotoğraftakini aldım, tabii yine pembeli :) Bu arada dışarıda görenler kızımı erkek zannediyor hep, ben de bozuluyorum ne yalan söyleyeyim. Tamam saçları iyice döküldü, hatta arkası baya kel şu an ama söylemeseler ne olur ki sanki. Bebeklere takılan saç bantlarını çok seviyorum ama bizimkinin derisi hala çok hassas, taktığımda mutlaka iz yapıyor. Belki penyeden dikişsiz ve bol bir bant diksem o iz yapmaz, denemem lazım. Saçı da yok ki kızımın daha kurdele takayım..

Neyse yine acele bir yazı, bu kadar :)

Kırmızı ve Leopar

Cuma akşamı ilk defa Niloş' u babaannesine bırakıp dışarı çıktık. Daha önce gündüz birkaç saat için bırakmıştım ama gece ilk defa oldu. Aslında uyku saati olduğu için bir sıkıntı yaratacağını düşünmüyordum, olmamış da zaten. Uyanınca içmesi için süt sağıp bıraktım, uyanıp içip uykuya devam etmiş.

Bizim grupta da bir son ayında hamile ve bir tane daha çocuklu çift olduğu için zaten çok geçlere kalmadık, yemek yiyip döndük. Bırakmak ilk başta biraz zor gelse de dışarıda olmak bana çok iyi geldi. Sanırım artık biraz biraz bırakmaya alışmam gerekiyor.



Neyse, yeni diktiğim kırmızı pantolonumu giydim. Üzerine leopar bir şey uydurmak istedim. Önce kahveli bir leopar denedim ama onu pek sevemedim, iki sene önce diktiğim kolsuz leopar bluzumu giydim. Yalnız pantolon dikerken bundan sonra daha polyester içerikli kumaşlar kullanmaya dikkat edeceğim çünkü bu oturup kalktıkça çok kötü oldu. (alttaki fotoğrafta belli oluyor zaten) Pamuklu kumaşlar bollaşıyor ve çirkin gözüküyor.

Bluz ve pantolon - Ben diktim / çanta-trendyol / saat- iwatch (trendyol)

Ağrı' da Bir İlköğretim Okulu Yardım Bekliyor



Doğudaki okullar için düzenlenen yardım kampanyalarına elimden geldiğince hem katılmaya hem de duyurmaya çalışıyorum. Herkese tabii ki yardım etmek istiyorum ama benim için çocuklar ve eğitim ile ilgili olanlar öncelikli her zaman için. Hatırlarsanız Van' daki çocuklar için bot kampanyasını yayınlamış ve kendi çapımda katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Şimdikini ise vaktimin azlığından dolayı sadece sizlere duyurmaya ve daha çok kişiye ulaşmaya çalışacağım. Ağrı' daki bir ilköğretim okulunun öğretmeni Özlem bana ulaşarak okullarından ve ihtiyaçlarından bahsetti. Orada eğitim gören çocukların kitap, kırtasiye, giysi gibi temel her şeye ihtiyaçları var. Eğer elinizde bir ilköğretim öğrencisinin işine yarayacak malzemeler varsa veya yeni alıp göndermek isterseniz Tes İş İlköğretim Okulu' ndaki öğrencileri çok sevindireceğinize emin olabilirsiniz.
Özlem ÖZCANLI

TES İŞ İLKÖĞRETİM OKULU SELAHATTİN EYYÜBÜ MAH. DEVLET SU İŞLERİ YANI PATNOS/AĞRI

Bir de küçük bir not : Okulun hiçbir ödeneği olmadığı için yardımların gönderim ücretini baştan ödeyip göndermeniz gerekiyor. Zaten bence bütün yardım ve hediyelerde gönderim ücreti gönderene ait olmalı mantık olarak.

Bu yardımı siz de blogunuzda duyurabilirsiniz. Bir de benim şu an vaktim olmadığı içim yapamadığım organizasyon işini üstlenmek isteyen varsa da çok mutlu olurum. Bir kişinin bütün yardımları toplayıp göndermesi çok daha sağlıklı bir sonuç verecektir. Bu organizasyona gönüllü olan varsa lütfen bana haber versin.

 

Ekleme : Özlem Öğretmenden :
Merhaba;
Öncelikle yardım kampanyamızı destekleyenlere çok teşekkür ederim. Ne kadar doğru bir blogdan destek aldığımı bir kez daha anladım. Beni arayan yardımseverler genelde nasıl bir yardıma ihtiyacımız olduğunu soruyorlar, sanırım ayrıntılı bilgi vermeliyim. Öğrencilerimiz 7-15 yaş grubundan oluşuyor. Burda öğrenciler normal yaş ortalamasında okula devam etmiyor. Benim sekizinci sınıflarda 15 yaşında öğrencim var ve hatta geçen yıl 19 yaşında öğrencim bile vardı. Bu yüzden kıyafet ya da ayakkabı yardımında bulunmak istiyorsanız 7-17 yaş grubuna olacak ikinci el veya yeni kıyafet ve ayakkabıları bizlere gönderebilirsiniz. Kırtasiye yardımı olarak kalem,pastel boya,çizgisiz kağıt,defter,boyama kalemleri,ÖZELLİKLE okul çantası, 7. ve 8 sınıf öğrencilerimiz için test kitaplarına ihtiyacımız var. Burada eğitim öğretim o kadar farklı işliyor ki, 30 kişilik sınıfta iki silgi ile sınav yapıyoruz. Bize silgi bile gerekli…
Bunlar haricinde eilinizde artık kitaplığınızda duran başkaları da okusun dedğiniz kitaplarınızı da bize gönderebilirsiniz.
Ve bizim için en önemlisi teknolojik ürünler. Fotokopi makinası, projektör ve belki sunumlarda kullanmak için laptop…
Okulumuzla ilgili merak ettikleriniz varsa arayabilirsiniz.

Leopar Bebek Botu/Patiği



Daha önce bu yazımda keçeden yaptığım bebek patiklerinden bahsetmiştim. Açıkçası Nil onları pek kullanamadı çünkü ayağına biraz büyük olduklarından bol durdu. Kendisi de devamlı tepindiği için ayağından hep düşürdü. Ancak patikli tulumların üzerine giydirdiğimde oldular :)

Bebeklere patik giydirmek lazım bence, özellikle kış bebeğiyse, hem ayakları üşümüyor hem de çorabın düşme derdi olmuyor. Bu yüzden ben devamlı iki kumaş ve bir örgü patiği kullandım. Ama daha kokoş birşey için benim makine başına geçmem gerekti.

Dün evdeki bir leopar kumaştan bu botları diktim. İçinde kahverengi penyeden astar olduğundan iç dikişleri rahatsız etmiyor. Bilek kısmına da lastik geçirdim (masuraya sarılan makine lastiği) böylece ayağından düşmeyecek.

  • Yapmak isteyenler patronunu ve açıklamalarını burada bulabilirler. Ben patronu olduğu gibi kullandım, sanırım 0-6 ay için uygun. Daha büyük isterseniz patronu büyütmeniz gerekir. Bebeğinizin ayağını ölçüp ona göre ayarlayabilirsiniz.

  • Orijinal modeldeki gibi poplin tarzı kumaş kullanırsanız hem baharlık bir model olur hem de daha sert durur. Benimkinin kumaşı çok yumuşak olduğu için fotoğraflarda çok eğri büğrü çıktı. Nil giydiğinde tekrar fotoğraflarım.

Boncuk Boya ile Süsleme

Bu ara tshirtlerde boncuk, inci gibi materyallerle süslemeler çok moda. Düz renk tshirtleriniz üzerine işlemeler yapabilirsiniz.

Eğer bu kadar sabrım yok diyorsanız boncuk boyalarla istediğiniz şekillerde aynı minik boncuklarla işlenmiş gibi bir görüntü yaratmanız mümkün. Aynı boyutlarda olması da gerekmiyor, bence farklı boyutlarda noktacıklar daha da hoş duruyor. Ben kendi diktiğim gri bir penye tshirt üzerine bu süslemeleri yaptım. Oldukça kolay bir çalışmaydı.

Farklı bir örnek için müthiş alisa burke' un bu yazısına bakabilirsiniz.

Emektar Sony Ericsson' a Elveda, merhaba Samsung

[gallery link="file" orderby="title"]

Benim kullandığım cep telefonları senelerdir hep tutulmayan biraz da garip modeller olmuştur. Panasonic' ten Ericsson' un ilk modellerine kadar bir sürü değişik telefon kullandım.

En son iki buçuk sene önce çalışırken Tarlabaşı' nda ölçüm yapmaya girdiğimiz bir binanın pisliğinden fena halde huylanıp eve gelir gelmez üzerimdeki herşeyi hışımla makineye atmıştım. Buna montumun cebindeki cep telefonum da dahildi :) Telefonumu kaybettiğimi düşünüp evden aradım, önce telefonum çaldı makinenin içinde (!) sonra da zavallıcık sustu. O telefonum da Sony Ericsson' du, gidip aynısının bir üst modelini almıştım. İki buçuk senedir de aynı telefonu kullanıyordum.

Bu aralar eşimle teknolojik şeylere fena sardığımız için (evdeki muhabbetin büyük kısmını oluşturuyor) bana da yeni bir telefonun gerektiğine karar verdik. Kendisi bir IPhone kullanıcısı olduğu için rakibi Android işletim sistemli bir telefon almamı istedi. Bu şekilde yeni çıkan Samsung Galaxy Gio' ya karar verdik.

Fiyatı muadillerine göre çok uygun (üç ay kadar sadece Teknosa' larda satılacakmış, oradan bakabilirsiniz)

  • Android marketi yüklü geliyor (Iphone' daki gibi application ları var)

  • Ekranı yüksek çözünürlüklü ve büyük.

  • Daha önce hiç Samsung veya android li telefon kullanmadığım için biraz zorlanıyorum şimdilik.

  • Dokunmatik ekranı inanılmaz hassas. (biraz fazla bence)

  • Bir de dokunmatik özelliği Iphone' daki gibi sadece vücut elektriğiyle çalışmıyor, nereye dokunsa yine de algılıyor.


Artık maillerime, yorumlarıma bilgisayar dışında da bakabileceğim. Hemen wordpress, twitter ve facebook aplikasyonlarını yükledim zaten.

Bu Aralar

Bu aralar günler biraz zor geçiyor. Nil' in gündüz uykuları çok azaldı. Bu da benim gündüz hiçbir şey yapamamam anlamına geliyor. Ne bebek bakımına, ne temizliğe ne ütüye kısacası hiçbir şeye yardımcım olmadığı için bütün işler birikiyor tabii. (Bu şekilde olması biraz da benim kararım, yardım istemiyordum şimdiye kadar ama artık kendimi de düşünmem gerekiyor. Tek başıma herşeye yetişmem imkansız) Bir de şu "büyüme sıçraması" da denilen doymadığı, huysuzlandığı bir dönemden geçiyor.

Gündüzleri devamlı ilgi istiyor, üç aylık olmasına günler kala en sevdiği şey agu yapmak çünkü. Bütün günüm bu şekilde geçince akşama pilim bitmiş oluyor, erkenden uyuyorum. Gece uykuları da azaldı bu ara, bakalım bu hafta doktor randevumuz var aklımdakileri soracağım kendisine. Daha önce bazı arkadaşlarla paylaşmıştım, benim de bir sorunumdan ötürü ilaç kullanmam gerekti o da benim sütümü azalttı. Birkaç günüm kabus gibiydi. Buzluktakilerle takviye yaptım, son gün bir öğün mama vermek zorunda kaldım (doktorumuzun tavsiyesiyle). Yoruldukça daha da azaldı, azalınca moralim bozuldu, bu da yine kötü etkiledi tabii. Yani tam bir kabustu birkaç gün. Şimdi yavaş yavaş eski halimize geliyoruz, en kısa zamanda enerjimi tekrar kazanıp yine güzel şeyler yazmaya devam edeceğim.

Kaktüs Mevzusu



Bu aralar her yerde radyasyon konuşuluyor, hem Japonya' daki hem de bizde yapılacak olan santralle ilgili. Haberleri izlerken bile tüylerim diken diken oluyor.

Kaktüslerin radyasyonu çektiği ve böylece bizi radyasyondan koruduğu doğru mu acaba? Bir yerde bunu bir çiçekçinin uydurup daha sonra kaktüs satışından çok para kazandığını okumuştum. Gerçi daha geçenlerde yine bir profesörü televizyonda bu kaktüs meselesinin doğru olduğunu söylerken dinledim.

Hurafe diyen de var, gerçekten radyasyonu emer diyen de.  Ben her ihtimale karşı bilgisayarın yanında bulunduruyorum, yanında da kuşlarım duruyor.

 

ekleme : {Bu hafta "Çocuklar Duymasın"' da da işlenmiş bu konu biraz önce twitter' dan edindiğim bilgiye göre}